19 Mart 2025 Çarşamba

SENİ RABBİM SEVSİN 1. BÖLÜM





Bazı kitaplar sizin vicdanınızı sızlatır bazıları ise vicdan anlayışınızı baştan yazar…

Uzun zaman önce yazmaya karar verip unuttuğum ve şimdi kaleme almaya karar verdiğim bir eser.

Not: Vicdansızlar, empati yoksunları, sığ kurgu ya da klişe romantik arayışında olanlar, emeğe saygısı olmayanlar, yazarın emeğini görmezden gelenler, kul hakkı tanımayanlar ve yorum yapmayacak olanlar OKUMASIN…

Eğitici, öğretici, dönüştürücü bir eserle daha yola devam edeceğiz…

Araştırmacı Yazar Müjde Aklanoğlu

***

 

Önyargıların senin kabusundur ve kabuslar kimseye huzur vermez.

"Anne yardım et!"

Sesin geldiği yöne dönüyor ama ne sesin sahibini ne de etrafında birisini göremiyordu. Eli yüreğinde, ensesinde bir kasırganın ağırlığı, omuzlarına yüklenen hıçkırıklara kafa tutan bacakları titreyerek korkularını adımlıyordu.

"Anne ne olur yardım et. Sana ihtiyacım var, duy beni.”

"Kızım," dedi yaşlı kadın dudakları titreyerek, korkuyla etrafına bakındı. Yanaklarından yaşlar süzülüyor, sırtından aşağı serin sular yürüyor, sesin bir uzaklaşan bir yakınlaşan yankısından solukları kesiliyordu. Ne kötü, ne çirkin bir yerdi burası. Yıkık döküktü, çok sıcaktı, üstelik kötü kokuyordu. Ayağının altında harabe parçaları çatırdayınca bakışları yere kaydı. Her yerde böcekler vardı ama garip olan böceklerin ona yaklaşmamasıydı, adımını attığı yerden çekilerek ona yol vermesiydi. Sanki böcekler ona saygısını sunuyor, karanlık yollarına ışık tutulması için geriye kaçıyordu. Kalbi teklemeye başlayınca nefesi daraldı.

O ses acılar içinde, "Anne..." dedi yeniden.

"Yavrum," dedi yine yaşlı kadın. Karanlıkta önüne attığı dengesiz bir adımla ayağına takılan kalıntıya yenildi, yere iki dizinin üzerinde düştü ve diz kapakları acırken ellerine batan şeyler canını yaktı. Yerinden kalkarken, elindeki cam parçalarını gördü. Kanının akışı mı ürpermesine sebepti yoksa başının üzerinde dolanan korkuları mı? Ellerini temizledi, mikrop kapmasın diye kanları eşarbının ucuna sildi.

 "Anne!" Ciğerleri sökülüyordu bu sesi her duyduğunda, daha evvel onun kadar içten, onun kadar acılı, onun kadar feryat eden bir serzeniş duymamıştı. "Anne yardım et,"

"Kızım, neredesin?"

"Buradayım," dedi ses yeniden. "Sesime gel ne olur, gücüm kalmadı."

Yaşlı kadın adımlarını hızlandırdı. Kötü kokan bir mahalle parkının yanından döndü. Yürürken gözüne çarpan sokağın adıyla duraksadı. Mavi tabelada 'Menekşe sokak,' yazıyordu. Levha kırılmış ve zehirli yılanlarla yazıları neredeyse kapanmıştı. Yılanlar tıslayarak tabelayı kapatırken, kadın adımlarını hızlandırdı.

"Kızım, buradayım korkma."

"Anne," dedi ses yine. "Gücüm tükeniyor ne olur..."

"Dayan annem, dayan," dedi yaşlı kadın, ağrıyan dizlerine inat telaşlı adımları hızlandı. Soluk soluğa kalmış, bir yokuş çıkmış gibi ciğerleri zorlanmaktaydı. Sonra karanlığı ışıtan bir beyazlık fark etti. Leş kokusunun içinden, gül kokusunu seçti. Az evvel sessizliği ile ürperten harabenin içinden kuş sesleri, göz görmemiş hayvanların kahkahaları yükseliyordu. Etrafını hem korku hem de müthiş bir merak sardı. Zihni kaygının izini sürdü, hedefsiz adımları ışığa yürüdü. Köşeyi döndüğü an gözlerini alan ışıkla elini yüzüne siper etti. Bu öyle keskin bir aydınlıktı ki, karanlıktan sonra gözlerini öyle acıtmıştı ki, ona bakması için ateş gibi yanan gözlerinin bir süre elinin perdesinde kalması gerekti.

Bir anda gövdesinin etrafını kara görünümlü gölgeler sardı. Etrafından fısıldaşmalar duyuluyordu. Hayır bunlar fısıldaşma değildi, birileri kısık sesle "Âmin!" diyordu. Ama etrafta kimse yoktu. Parmakları yüzünden kaydıkça ışığa bakan gözleri kısıldı. Beyaz bir yansımanın içinde, çimlerin yeşerdiği, çiçeklerin açtığı ve özgürce gezinen hayvanların sohbet ettiği minik bir cennet vardı. Nasıl olurdu bu? Onca pisliğin, harabenin, böceklerin içinde küçük bir cennet nasıl hayat bulurdu? Gül kokusu leş kokusuna kafa tutuyordu. Uraya ulaşmak istedi. Adımlarını hızlandırdı. Yaklaştıkça sert bir şeye çarptı. Başını öyle sert vurmuştu ki, beyni resmen kafatasında git gel yaşamıştı. Alnını okşayarak neye çarptığına bakmak istedi, görünürde bir şey yoktu ama elini değdirdiğinde, aşılmaz bir engel, cam kadar saydam bir halde tenine dokunuyordu. Evet, görünmez bir bariyer, bir enerji onun hedefini kesiyordu. O cennete giremiyordu.

"Ey yüreğimdeki fısıltıyı duyan, duyduğu sese sağır olmayan, kibirlenmeyen, gururlanmayan, rahmetiyle, mağfiretiyle sığınımıza olan Allah'ım! Ey içimin acısına şifa, huzursuz uykuma deva Rabbim! Biliyorsun yüreğimden geçenleri! Tek duam, duanın da hayırlısı, sevginin de hayırlısı, eşin de hayırlısı, işin de hayırlısı, rızkın da hayırlısı, muhabbetin de hayırlısı, ömrün de ölümün de hayırlısı ve hayırlının da kolayı, hızlısını, zorlamayanını ver.

Dilime isyan, gönlüme fitne düşürme... Çaresizim, çarem sensin. Benim senden başka kimsem yok, seni küstürürsem nereye giderim. Kapındayım, huzurundayım, karşılıksız sevginin ortasındayım...

Benim bilmediğim, senin muhakkak bildiğin, duyduğun, gördüğün, kader yazdığın, yazacağın tüm sıkıntılarımı gider... Sevdiklerimin, yoldaşlarımın, muhtaçlarının ve benim gibi kurbanların acısını dindir. Ben acizim, ben çaresizim, ben güçsüzüm, ben nazlıyım... Hiçbir şey yapamadığım, gücümün yetmediği, dilimin dönmediği, kalbimden geçip dilime uğramayan, aklımdan geçip gücümün yetmediği, sesimden duyulmayan dertlerime sen deva ol. Her korktuğumda, her isyan ateşi içimi kor olup yaktığında, her düştüğümde, tutulmayan ellerimi sen tut. Her incindiklerinde, her incindiğimizde, her senden uzaklaştırıldığımızda yakınlığınla sen yardımcı ol. Dostumdan bile medet umdurma, senden başkasına el açıp yalvartma... Günahkâr, Bencil, Nankör kullarından eyleme! Yalan söyleyen, ihanet eden, riyaya düşen, kem gözle bakan, iftirayla coşan, kalbi buğz eden, dili isyan eden kişilerden eyleme, böyle kişileri, kendini bilmez ikiyüzlüleri benden uzak tut. Sen ki; suskun gönüllerden geçeni, dualarında saklı kalanları bilirsin, ne arzu ediyorsak, hakkımız da en hayırlısından haberdar olansın... Bize bizden daha iyi tanıyansın, hakkımız da her zaman hayırlısını ver. Hiç kimseyi, olmayacak şeyi istemekle, gelmeyecek olanı beklemekle, kavuşamayacağını hayal etmekle sınama, beni de sınama, isyan ateşini harlama, içimdeki fitne düşüncelerin fitilini ateşleme...

Ben bir sana gelir, sana sığınırım... Beni ve benim gibi olanları, senin rızana uygun şekilde yaşamaya yöneltirim. Gücüm bu kadar, çarem yok, çarem sensin senden başka gidecek kapım yok. Bizi koru, kolla, kurtar ve bereketini, marifetini, şifanı, devanı, huzurunu, kuvvetini, kudretini, koruma kalkanını esirgeme...

Sevdiklerimizi bize, bizleri onlara bağışla, beni senin cemalinden ayrılmayan insanlarla karşılaştır. Âmin."

Bu nasıl güzel, nasıl içten bir duaydı, yaşlı kadının kalbini ağlatmış yüzünü huzurlu bir hüzünle süslemişti. "Rüveyda!" dedi soluk soluğa yine. "Yavrum."

Secdesine yüz sürmüş kimsesizler kimsesine dert yanan genç kadın birden sustu. On bir tek bu isimle sesleniyordu. Rüveyda! Adını andığı zaman kalbi kanatlanıyor, derdi hafifliyor, acısı şifalanıyor gibiydi. Sesin geldiği yere dönmek için yüzünü kaldırıp baktığında, yaşlı kadın korkuyla bir elini kalbine koydu ve bir adım geriledi. Şahadet getirdi. Gencecik kızın yüzünden ve bedeninden akan kanlarla beyaz kıyafeti sırılsıklam olmuş, güzel yüzünün yerini açık et ve kas parçası dolmuştu. Yaşlı kadın soluksuz halde, "Kızım, Rüveyda’m." diye fısıldarken, kanlar içinde doğrulan ve ona doğru adım atan kız elini kalbine koydu.

"Çok acıyor anne, gücüm kalmadı." İki elini saçlarına attı ve kanla kaplanan sârı saçları tutam tutam elinde kaldı. Yaşlı kadın camı aşmak ve genç kadına ulaşmak için fanusun etrafında tur attı ama ne içeri girecek bir kapı ne de ona ulaşabileceği bir alan olmadı. Sanki bir baloncuğun içine hapsedilen gökkuşağıydı. Kokusu olan bir gül ancak hayal kadar uzaktı.

Ve o an da bir şimşek çaktı, Rüveyda şimşeğin olduğu yere korkuyla baktı. Geri geri yürürken, "Ne olur gel," diyordu. Uzaklaştığı her adımla beyaz ışıkta onunla gidiyordu.  Ruhundan bir parça koparken yaşlı kadını karanlığa terk ediyordu. Ve sonra bir gölge sarmaladı evladını, yuttu. Genç kadının acı dolu, "Anne," diyen çığlığıyla yastığından havalanan yaşlı kadın, ter su içinde, soluk soluğa etrafına bakındı. Hala burnunda leşe karışan gül kokusu vardı. Kalbi ortadan ikiye bölünecek gibi şişmişti. Şaşkınlık, korku, endişe, hepsi birbirine girmişti. Daha evvel hiç bu kadar gerçek olmamıştı kâbusları ve hiç bu kadar net görmemişti gül yüzlüsünün acısını.

"Bismillah," diyerek derin bir soluk aldığında, avuçlarında hissettiği acıyla bakışları ellerine kaydı. Avucunun içinde çizikler, irili ufaklı morluklar ve yüzülmeler vardı. Ve yaraları tazeydi, sızısı gerçekti, içinden taze kanlar sızmaktaydı.

***

Ön yargılar, insanın hayatını nasıl da parçalara ayırıyordu ve o parçalar sadece yargısı olanı değil, diğerlerini de acıtıyordu. Gündelik hayatta ve ilişkilerde olduğu gibi sosyo-politik dinamiklerde de sık sık karşılaşılan ve çeşitli ayrımcılıklara neden olabilen tutumlardan biri olduğu kabullenilmiyordu.

 İnsanın başkasına karşı temelsiz bir inanç ya da fikir olarak tanımlanabilecek bir kalıpyargıyı hissiyatına giydirmesiyle, insanın fıtratına güçlü bir duygulanım anında bilişsel (cognitive) parçası yükleniyordu, insan gruplarına dair genelgeçer, şablonvari inançları içermeye başlıyordu. Sonrasında düşünceler süzgeçten geçerek ilk izlenimle temelsiz ve asılsız şekilde yaftalanıyordu. Sanki tüm seks işçileri sürdükleri düzene zevk için başlanmış gibi algılanıyor, onlara bir Seks işçisi kullanımı yerine, aşağılayıcı ve/veya argo kelimelerle rencide edici şekilde fahişe, yosma, sürtük, orospu ibareleriyle hitap ediliyor, (cinsel hizmet) sunarak para kazanan, kazandırılan kişilere Seks işçisi terimi yerine eskort, rent, jigolo, telekız gibi kelimelerle üstünlük kurulmaya çalışılıyordu. Onların hayata tutunuşlarını, zorluklarını, durumlarını görmezden gelerek yaftalamak ve yok saymak vicdani, insani olarak görmezden gelmek, toplum algılarına işlenen namus yerleşkesi yüzünden kolaylaşmıştı.

***

Kulağında sessizliğin senfonisi inlerken, sabahın ilk demlerinde odaya giren en yakın arkadaşının sarhoş ve bitap halde yüzüne haykırdığı sözcük çınlıyordu.

Fahişe!

Derin yeşil gözlerin etrafına çekilen siyah sürme bir gölü kundaklayan gece ayazını yemiş toprağa benziyordu. Her bir teline milyonlarca düş gömülen gür kirpikleri, asi bir başkaldırıyla kaşına ulaşmak için yer çekimine meydan okuyordu. Uzman cerrahların hayranlıkla izledikleri kusursuz yüzündeki çıkık elmacık kemiklerine eşlik eden kapitalist burnu, bir başkaldırıyla hayata olan direnişini aykırıca sürdürüyordu.

Uzun zaman evvel terk eden umutları al yanakları yerine soğuk bir yalnızlık yerleştirerek beyaz tenine yakışan kibri onun görseline hidayet sunuyordu. Kırmızı rujunu dolgun alt dudağının etrafında bir nehir gibi kaydırarak netleştirdi, son defa kendine baktı. Kutsanmış bir meleğin resmedildiği kusursuz bir portre gibiydi. Onun yanından geçen nefesini tutar, ona bir kez bakan bir daha bakmak için zaman kollardı. Bir adım dibine ulaşmak için kavgalar çıkar, isyanlar baş gösterirdi. Bu kadar kusursuz bir güzelin bu kadar hiçlik taşıması ise insanları ittiği kadar çekerdi. Ulaşılmaz olmasını tüm adamlar arzuluyor ve onunla bir saat fazla geçirmek için bile tüm mal varlığını ortaya sürebiliyordu. Aynaya ruhsuz bir dürtüyle bakan kadının aksında beliren görsel, herkesin aklını başından alacak kadar sersemleticiydi.

"Sitare, sıra senin," dedi kapının girişinde beliren kaba ses.

Oturduğu pufun üzerinden kalkan Sitare, üzerine oturan ve kadınsı hatlarını bir eldiven gibi sarmalayan elbisesinin cömert dekoltesini çekiştirerek, göğsündeki ve sırtındaki açıklığı kapamak için aynanın üzerindeki şalı omuzlarına attı. İpek kumaşın altına sıkışan saçlarını kurtarıp omuzlarının üzerine saldı. Özgürlüğünü ilan eden sârı bukleler, dalgalar halinde sırtına ve omuzlarına yayılırken, o derin göğüs dekoltesini kapamak için ipek kumaşı çekiştirdi durdu. Yüksek ökçeli topuklu ayakkabılarının üzerinde bir kuğu misali kapıya süzülürken, Murat ona kaşlarını kaldırarak baktı. Tam kapıdan çıkıyordu ki, kızın şalına uzanarak, "Yüzündeki makyaj yetmedi mi sana, biraz da bedenine mi istiyorsun?" diye kaba bir tutumla uyardı.

Murat kırk yaşlarında, siyah saçlarının arasına serpiştirilmiş kırları ve şakaklarındaki beyazlarına destek veren gür sakallarındaki aykırı papatyalara rağmen, çok çekici bir adamdı. Uzun boyu ve kaslı yapısı onun koruma olmasındaki en başlıca sonuç gibi dursa bile, onun koruması olmak için bir özelliği daha vardı, o da keskin zekâsıydı.

Üzerinden çekilen şalla öfkesi gerilen Sitare genç adama çakmak çakmak yanan gözlerle baktığında, Murat omzunu sarsarak, "Hadi kızdırma Cengâver Bey'i," diye uyardı.

Genç kız gözlerine dik dik bakarak meydan okurken, "Şalımı ver Murat," diye emretti.

"Olmaz deve dikeni, Cengâver Bey bugün burnundan soluyor, sadece kemiklerini kırmakla kalmaz bilesin."

"Sence bu umurumda mı? Bırak kırsın kemiklerimi işte, birkaç hafta dinlenmiş olurum."

"Sitare, sorun kemiklerinin kırılması değil. Son zamanlarda gösterdiğin dik duruş yüzünden sana ceza vermek için zaman kolluyor ve inan bana bu sefer vereceği ceza dayakla sınırlı kalmaz, senin bile korktuğun o gerçekle yüzleşmek zorunda kalmaktan dehşete kapılmıyor musun?"

Onun bu dürüstlüğüne ve dokunduğu gerçekçi konuya boyun büken genç kadın umutsuz bir tebessümle başını salladı. Tam adam ikna olmuştu ki ona doğru bir adım yaklaştı.

"Sitare!"

Şala atılacakken, uyarıyla birden durdu, son yediği dayak aklına geldi ve sonrasında gerçekleşen asıl kötü işkenceyi düşündüğü an titredi. Hayır bunu istemiyordu. "Bu sefer seni ellerinden yaralı bile alamam, inan bana kapını tırmalayan çok fazla kişi var, sadece onu kızdırıp üzerine salmak için bile ne filmler çeviriyorlar bilemezsin."

"Tamam, seni zor durumda bırakmak istememiştim, özür dilerim." Derin bir solukla omuzlarını dikleştirdi. "Neden burnundan soluyor?" diye sordu.

"Bugün kulüp kapalı," dedi Murat, aynı duygusuzlukla kaşlarını kaldırdı. Bu adamın sesinin tonunun değiştiği bir an var mıydı, merak ediyordu. Ona karşı biraz olsun sabırlı ve merhametli davranmasının tek nedeni geçmişteki durum muydu yoksa vicdan azabı mıydı, hiçbir zaman çözemeyecekti ama ne olursa olsun bu desteğin önünü kesmeyecekti.

"Neden, baskın falan mı bekleniyor?"

"Yok, büyük başlar eğlenmeye gelmişler. Sen de biraz dikkatli ol," diye uyarırken koyu kahveleri sert ikazlarla parlıyordu. "Biliyorsun her seferinde özellikle seni istiyorlar!"

Ona meraklı ve ürkek bir bakış atan kız yanından salınarak kapıdan çıktı ve merdivenlere yönelmek için antreyi geçti. Merdivenlere geldiğinde etrafı uğuldatan insan kalabalığı sesi birden azaldı ve müzik sesiyle birlikte herkes susup dikkatini merdivene çevirdi. Koyu bir kalabalık yoktu, korumalardan bir ordu ve büyükbaşlardan bir masa doluydu. Bir an soluk alamadı. Uzun elbisesi o kadar dardı ki, kalçasının kıvrımında biten yırtmacı açılmasın diye çabaladıkça adım atmakta zorlanıyor, etrafa bakmadan yürürken kasılmaktan boğazı acıyordu. Dışarıdan bakan herkes onun buz gibi ve serinkanlı yapısından duygusuz, tutkusuz ve hantal biri olduğunu düşünebilirdi ama bu çalışılmış ve sonradan kazanılmış hasletin öyle olmadığını bilen çok az kişi vardı.

Merdiven bittiği an ona elini uzatan Murat parmaklarını güç verircesine tutarak her zamanki gibi eşit adımlarla sahneye götürüyordu. Büyük kulübün geniş ve ferah salonu sigara ve nargile dumanıyla neredeyse hayalsi bir sis bulutuyla kaplanmıştı. Üzerinde dolaşan lazer ışıkları büyülü bir sanrı sunuyordu. Sahneye adımını attığı an, Murat hemen arkasında belirdi ve çaktırmadan onun yırtmacını kapadı. Ön masada oturan iki yaşlı adam o sınırdan görmek istedikleri et parçasına gözlerini yöneltip başlarını eğmişlerdi ki, bunu engelleyen koruma yüzünden homurdandı.

Sitare arkasındaki saz arkadaşlarını selamladı, mikrofonun karşısına geçerek içeride bulunan büyük masadaki misafirlerine başıyla selam vererek tebessüm etti. Gözleri kısa bir an yana kaydığında, barda içkisini yudumlayan patronu ile göz göze geldi. Elli yaşında olan adam ona sert bir bakış atarak en ufak bir hatasını affetmeyeceğini belirten ikazıyla uyardı, kız mikrofona uzandı.

Etrafını çevreledikleri masadaki zengin ve pis işlerin adamları ona heyecanla bakarken yanlarına aldıkları kadınları çoktan ilgi alanlarından çıkarmıştı. Kızlar tüm işveleriyle dikkatlerini çekmek için ellerinden geleni yapıyordu ama sahneye çıkan Sitare yüzünden kimse dikkatini onlara veremiyordu.

Billur sesi buğulu bir nefes olup tüm tüyleri ürpertip duvarlardan sekerek kulaklarına yığılırken, neyi ne için söylediğini umursamayan adamlar bu güzel sesin yayılma sebebine, meleksiliğe mest olarak bakıyor, kadehlerini kaldırıp başından aşağı gül yaprağı saçan garsona, "Bir tane daha," diye bağırıyordu.

Arabesk şarkının ritmine göre sesleri yükseliyor, içkinin ve uyuşturucunun dozu arttıkça ahlaksız sözlerine edepsiz ithamlar ve istekler ekleniyordu. Dört şarkıyı sabırla ve aynı serinkanlı tutumuyla söyleyen genç kadın, daha son notalara dokunamamıştı ki masada yan oturan iri yapılı göbekli yaşlı adam ayaklandı. Genç kadının yanına gelerek bileğine asıldığında, Murat öne atıldı ve şarkısı ağzında donan Sitare bileğini kelepçe gibi saran elin içinden kurtulmak için kıvrandı ama ona bir sırtlan gibi göz diken adamın avını bırakmaya hiç niyeti yoktu.

"Dudaklarını test edelim sesini çıkardığı kadar işe yarıyor mu?"

Yayık sesiyle edepsizce söylenen adam kızı çekiştirerek sahneden indirmeye kalkınca, Murat buna engel olmak için öne atıldı ve tam o anda yanlarına gelen Cengâver ile hem yaşlı mafya babası hem de Murat durmuştu. Cengâver başıyla Murat'a geri durmasını belirtirken, kıvranmakta olan Sitare'ye bakmadan mafya babasına döndü.

"Tuncay Bey, Sitare şarkısını söylerken size kızlarımız eşlik etsin," Parmağını havaya kaldırarak merdivenin başında duran adamına işaret verdi. "Medya ve Funda'yı çağır."

"Başka kadın istemiyorum, sana onu istediğimi söylemiştim," dedi yaşlı adam, istediğini elde edemediği için burnundan soluyordu.

"Tuncay Bey, size anlatmıştım, bu istemekle olmaz. Burada eğlenmeniz başım gözüm üstüne, kızlarımla da istediğin kadar vakit geçirebilirsin ama bu sahneyi ayakta tutan assolistime uzanıyorsa elin, bu bedava olmaz."

"Sen az piç değilsin değil mi Cengo, kızı herkese gösterip kimsenin ellemesine izin vermeyerek değerini katlıyorsun."

"O bizim ışığımız efendim, onun sönmesine izin veremem. Eğer ona bir şey olursa size verdiğim verginin ödemesini yapamam. Bu kendi topuğuma sıkmak olur."

"Sadede gel,"

"İsterseniz şöyle oturalım." Yaşlı adam kıza baktı ve bileğindeki elini bırakmak istemeyince, Murat'a kaşıyla kızı götürmesini belirten Cengâver, "Buyurun şöyle," diyerek masayı gösterdi.

Tuncay Bey istemeye istemeye masaya giderken, Murat'ın yanına gitmesi için korumasına kaşıyla işaret verdi ve diğer koruma kızı merdivenlere götüren Murat'ın yanına gelerek kulağına uzandı. Murat çatık kaşlarıyla arkasını döndü, Cengâver Bey'e baktı, patronu başıyla emir verdi ve onu görmezden gelerek yaşlı adamı masasına oturttu.

"Söyle teklifin nedir?"

"Ne teklifi efendim, benimkisi sadece bir rica..."

"Ulan Cengo, ulan Cengo..." Yaşlı adam birden öfkeyle Cengaver'in yakasına elini doladı ve yüzünü yaklaştırarak, "Sen kimsin köpek de bana şart koşuyorsun. Seni de üstüne koyar sikerim. İşkembesini siktiğimin adamı yediğin boklarda doymadın mı?" derken yanındaki adamlarına başıyla işaret verdi ve daha Cengâver ona cevap veremeden silahlar çekildi. Cengaver'in korumaları da silahlarını çekince, ortalığın karışacağından korkan Cengâver hemen araya girerek onlara tek bir el hareketi yaptı ve silahlarını indirmelerini emretti. "Ne emri efendim, ben aciz bir kulunuzum. Size sadece iş teklif edecektim,"

"Orta yolcu pezevenk," dedi yaşlı adam, kısa bir an tek kaşını kaldırarak baktı. "Neymiş bu iş?"

"Yarın yeni mallarım gelecek, eskiyen mallarla yenilerini değiştireceğim."

"Eeee..."

"Diyorum ki, bunların bazısı yabancı, bazısı da öğrenci... Hani sizin şu beyaz işine ben de girsem... Kızların bedeninde çıkarsak malları... Delikleri işe yaramıyor bari derileri iş görsün."

Yaşlı adam Cengaver'in yakasını bırakıp sandalyesine yaslandı ve adamlarına silahlarını indirmelerini emretti. "Bana ortaklık mı teklif ediyorsun?"

Cengâver omzunu sarstı, "Şeref..."

"Senin şerefin mi vardı g*tlek!" dedi adam kahkaha atıp nargilesini getirmesi için adamına el işareti yaparken, bu sohbet hoşuna gitmeye başlamıştı. Konuşmadan sıkıldığı an ayaklandı, merdivenlere yönelirken Cengâver "Ama daha ko..."

Elini kaldıran adam masada oturan diğer adamlarına bakarak, "Konuşun lan şu pezoyla, benim işim var," diyerek merdivenlere yöneldi. Murat merdivenin başında durmuş yaşlı adamın sarsak adımlarla yürümesini izlerken, bakışları kısa bir an uyarıyla patronuna kaydı. Cengâver mutlu bir tutumla başıyla onay verdi. Murat'ın itiraz etmesine izin vermeden de arkasını döndü. Yaşlı adam kızın az evvel yarım bıraktığı şarkıyı homurdanarak merdivenleri tırmanırken, Murat onun arkasından yürümekten başka bir şey yapmamıştı.

Her şeyden haberi vardı, daha evvel de defalarca yaşamış, tecrübe etmiş, sonucuna katlanmıştı. İşte o yüzdendi korkusu. Kapı açılırken alnı secdeye yapışan ve ter su içinde kalmış yüzüyle hıçkırarak yakaran kadının iç sesi arşta çınladı...

Ya Rabbi

Seni tarif etmektedir bütün güzel isimler

Sen güzel isimlerini aşikâr etmezsen ruhum karanlıkta kalır.

Esma'ül hünsana şahit yaz beni...

Allah!

Sensin Allah, sanadır kulluğum.

Sendedir çarem.

Seninledir varlığım.

Seni arar ruhum.

Seni anar kalbim.

Başkasına değil sana muhtacım.

Başkasını değil seni çağırırım.

Başkası yaratılmıştır sen yaratansın.

Başkası devamsızdır,

Sen daimsin ve daim eyleyensin,

Başkaları muhtaçtır.

Sen ihtiyaçsızsın ve ihtiyaçları görensin.

Başka ilah yok, sen Allah'sın!

Sen ki eşi benzeri olmayansın.

Sen ki bütün eksiksiz sıfatların sahibisin,

Cemaline çevir yüzümü başkasına rağbet ettirme kalbimi.

Ya Metin!

Demir emrinle parçalanırken nefsimin elinde bırakma beni

Dağlar sana boyun eğmişken, şeytanın aldatmacalarına kandırma beni

Denizler izninle yarılırken, sebeplerin arasında oyalama beni

Dilim sana içtenlikle yakarırken, sözlerimden fazlasıyla anla beni

Ya Veliyy!

Sana tevekkül ettim vekilim sensin

Sana iman ettim sahibim sensin

Sana sığındım sırdaşım sensin

Sana güvendim veliyim sensin

Sana bağlandım dostum sensin

Sana tutunuyorum bütün varlığımla

Kimsenin yere yıkmasına izin verme beni

Ya Hamid!

Hamid sensin hamt sanadır

Diller senin hamdınla tatlanır

Her nefes sana minnetle verilir ve alınır

Sana sonsuz övgümü biricik övüncüm eyle

Minnet altında ezdirme kalbimi

Ya Muhsi!

Hadsiz aciz ve zaaf içindeyim

Düşmanlarım pek yaman incitenim sayısızdır

Sana şükrüm yetersiz arzularım hesapsızdır

Fıtratımın diliyle yalvarıyorum dualar ediyorum

İsteyenlerin ve istenenlerin sayısını bilen ancak sensin

Kalbime yoldaş eyle merhametini

Ya Mübdi!

Sen ki her şeyi misilsiz ilkin yaratansın

Yaratışını her an yenileyen ve yeniden yaratacak olansın

Sevabımın yokluğunu rahmetine vesile kil

Elemimin çokluğunu lütfuna sebep kil

Günahımın bolluğunu affına bahane kil

Ya Muid!

Ten kafesinden çıkınca sana varır ruhlar

Sende son bulur sonlar

Ya Muhyi!

Çürüyüp toz olmuş kemiklerin hatırını yalnız sen sorarsın

Ölmüşlere ve unutulmuşlara yalnız sen hayat bağışlarsın

Ölümümü ebedi dirilişime başlangıç eyle

Ya Mumit!

Ölüm uzak değil bedenden bilirim ki ölümde senden

Faniyim fani olanı istemem

Acizim aciz olanı istemem

Ruhumu rahmana teslim eyledim ben

Ölümüm son değil başlangıçtır bilirim

Sonsuzluğa başlangıcımı iman üzer eyle Ya Rabbi

Ya Hayy!

Her diri senden alır dirliğini

Diriliğimi diriliğine ayine eyle

Ölüm bile senin ihya etmenle diridir

Ölümümü ebedi hayata bahane eyle

Ya Kayyum!

Yokluğa düşürme kalbimi yanında tut sevdiklerimi

Unutuşlara gömme yüzümü nazarında tut güzelliğimi

Ya Vacid!

Varlığını anlatmaya var sözü yetmez

Varlar seninle vardır

Varlığını anlamaya varlığım yetmez

Varlık sana şükrandır

Varlığının öncesi yok, önceler seninle vardır

Varlığına son yok, sonralar seninle vardır

Varlığına bahane yok, anlar seninle vardır

Beni bensiz bırak, sensiz bırakma

Ya Macid!

İzzet sahiplerinin olanca izzeti sana aittir

Övülenlerin bütün güzellikleri sana aittir

İyilerin bütün iyilikleri sana aittir

Sevap sahiplerinin bütün sevapları sana aittir

Vereceklerine karşılık değildir olamaz ibadetim

Ancak verdiklerin içindir cennetine al beni

Ya Vahid!

Kalbim her şeye bağlanır akriliğin ardından ağlamaklıdır

Sen ki birsin başkalarına koşturup yorma beni

Ruhum her gelene sevdalıdır

Gidenlerin gidisiyle yaralanır

Sen ki birsin çoklukta bırakıp ağlatma beni

Kaygılarım bin türlü korkularım dağlar kadar

Sen ki birsin yokluğa düşürüp unutma beni

Sözüm kimseye geçmez kuvvetim kil kadar

Sen ki birsin boynu bükük çaresiz bırakma beni

Bir seni bilirim, işte kapına geldim, başkalarına bırakma beni

Ya Ehad!

Varlığımın alinesidir yüzüm ondan okunur ehadiyetin

Yüzümün biricikliği senin eserin

Ya Mütekebbir!

Ben acizim sen Kadir'sin

Ben fakirim sen Rahim'sin

Ben ölüyüm sen Hayy'sin

Ben çaresizim sen Ehad'sin

Ben muhtacım sen Samed'sin

Ben sağırım işiten sensin

Ben körüm gören sensin

Ben dilsizim konuşan sensin

Ben yaratılıyorum yaradan sensin

Ben yokum var eden sensin

Ben hiçim ama emellerim büyüktür

Ben yoksulum ama isteklerim çoktur

Ben isterim çünkü sen büyüksün

Şahit yaz büyüklüğüne bu küçük kalbimi

Ya Halik!

Sen ol deyince her şey oluverir

Ol de olayım yarattıklarının arasında kalayım

Halk ettiğin gibi ahlaklanayım

Sen yarattın diye güzel olayım

Hep en güzel kıvamda kalayım

Ya Samed!

Doğurmadın doğrulmadın dengin yok benzerin de haşa

Herkes sana muhtaç her şey sana muhtaç

Sen muhtaç değilsin hiç kimseye ve hiçbir şeye asla

Ben sahip olduğuma da muhtacım sahip olmaya da

Sen her şeyin sahibisin ama sahip olmaya bile muhtaç değilsin

Sana muhtaçlığım en büyük zenginliğimdir

Senden başkasına muhtaç eyleme beni

Senin dergâhında farkım en güzel vesilemdir

Senden başkasına el açtırma beni

Ya Kadir!

Öyle kadirsin ki kudretin olmasa

Var diye bir şey olmaz, yok zaten anılmaz

Sen ki varsın yokluktan korkmam

Sen ki kadirsin aczimden utanmam

Sen ki rahimsin fakrımdan sıkılmam

Aczime kudretinle medet eyle

Fakrıma rahmetinle imdat eyle

Ya Bais!

Zerrelerimi topla bir bir dağıldıklarında

Hayat ver yeniden onlara ulaştır en sevdiklerimin yanına

Ya Sehid!

Seni görür gibi yasamak en güzel haldir

Senin gören olduğunu görmek en güzel tecellidir

Ya Hakk!

Ancak sana yönelmek kuluna haktir

Kıblenden saptırma beni

Ancak sana edilen dualar kuluna haktir

Mahrum bırakma beni

Ancak senden dilemek kuluna haktir

Sahipsiz bırakma beni

Ancak sana dayanmak kuluna haktir

Çaresiz bırakma beni

Ancak sana varan yollar kuluna haktir

Yoldan çıkartma beni

Her şeyden çok seni sevmek kuluna haktir

Yetim bırakma beni

Bela hakkındaki hükmüne haktir

Ya Rabbi hak ettiğimle değil lütfunla ağırla beni

Ya Hafiz!

Hıfzının hazinesinde alem bir noktadan ibarettir

Hıfzının ayinesinde ay ve güneş sönük bir parıltıdan ibarettir

Bahar kısa döner bir gün gün akşama çıkar

Sabahlar sendendir koru beni sabaha eriştir

Yıldızlar söner bir gün dağlar yerinden oynar

Gökler senindir koru beni kapına yetiştir

Göklerde ölür bir gün yer yerinden oynar

Her yer senindir koru beni menzile eriştir

Kuşlar dağılır bir gün denizler kaynar ufuklar senindir

Koru beni ötelere eriştir

İsmim unutulur bir gün sesim boşlukta çınlar

Yakınlıklar sendendir

Koru beni yakınlığına eriştir

Defterim açılır bir gün günahlarım çok tutar

Taktir senindir koru beni affını yetiştir

Sözüm biter bir gün sessizlik uzar kelam senindir

Koru beni müjdeni yetiştir

Ya Mukit!

Sen ki herkesin her ihtiyacını her an görüp gözetirsin

Sana ayandır her türlü niyet ve hareketim

Sen ki sonsuzluk istediğini kalbime ilham edersin

Sana malumdur bütün dualarım ve isteklerim

Sen ki zayıf ve acizleri yetim ve yoksulları kollayıp gözetirsin

San aşinadır acizliğim ve yetimliğim

Sen ki öncelikle yoksullara keremde bulunmayı seversin

Sana aşikârdır sevapça yoksulluğum ve eksikliğim

Niyetlerimi güzelleştir ihlasa eriştir beni

Ömrümü ebede bitiştir cennetine yerleştir beni

Yoksulluğumu rahmetine ayine eyle başkasına el açtırma

Günahlarımı gufranına bahane eyle yüzümü kara çıkarma

Ya Hasib!

Emellerim hesaba gelmez arzularım sayıya dökülmez

Defterimden yanlışlarımı çıkar ki hesabım kolay olsun

İhtiyaçlarımın en küçüğüne hayallerimin hiçbirine elim yetişmez

Kalbimin sızılarını topla ki hesaba gelir bir duam olsun

Ya Celil!

Senin celalin zatindendir başkasına muhtaç değil

Senin yüceliğin kemalindendir sebebe muhtaç değil

Senin kemalin yine sendendir görünmeye muhtaç değil

Ya Kerim!

Ya Rabbi! Kereminle güzel eyle her halimi

Kereminle sevindir kalbimi

Sen ki en çok acizlere zayıflara ikram eylersin

Sen ki hiç sebepsiz hiç hesapsız kerem eylersin

Sen ki bir avuç tohumda bir bahçenin ağacını saklarsın

Cennetine al hiç bitmeyen ikramına eriştir beni

Kerem et bu acize az sevabını çok eyle

Ya Rakib!

Ömrümün her anında seni anmak dilerim

Lakin halim el vermez unuturum

Kalbime zikrini yerleştir uyandır beni

Ölüm animi seni anarak yasamak isterim

Lakin mecalim yetmez susarım

Dualarımı katına eriştir yandır beni

Hesap günü seni razı etmeyi arzu ederim

Lakin sevabım yetmez korkarım

Yaptıklarımı hayra eriştir iyilerle andır beni

Ya Mücib!

Arza hacet yok halim sana ayandır

Söze gerek yok sessizliğim sana beyandır

Ya Vasi!

Varlık yalnız sanadır.

Ya Hakim!

Sen ki her yarattığına mana ve değer katansın

Manaya özünü verensin

Sonsuz hikmetine aşina eyle kalbimi

Ya Vedud!

Sen sevdiğin ve sevdirdiğin için bakar yüzler yüzlere

Sen sevdiğin ve sevdirdiğin için güneş doğar günlere

Sen sevdiğin ve sevdirdiğin için baharın gelir her yere

Sen sevdiğin ve sevdirdiğin için kelamın değer dillere

Ya Bari!

Ruhum senin elinde bedenim sana emanettir

Yoklukta bırakma beni karanlıkta bırakma beni

Çirkinliğe daldırma beni güzel eyle her halimi

Ya Musavvir!

Yokluğa varlık suretini giydiren sensin

Hiçliğe varlık boyasını çalan sensin

Güzeli güzel kılan ancak senin tasvirindir

Sen ki yüzümü benim için biricik sevdiklerim için tanıdık eylersin

Katında makbul olan güzellikle tasvir eyle suretimi

Ya Gaffar! Gizli düşmanlıklarımı bilen sensin

Gözyaşlarıma değer veren sensin

Bilirim rahmet denizini bulandıramaz cümle günahlar

Rahmetinle arindir bağışla beni

Ya Mümin!

Sen hidayetini göndermezsen kalpler nasıl mutmain olur

Sen kalplere itminan vermezsen kim inandığından emin olur

Sen inandırmazsan kim mümin kalır

Revamın tuzağına düşürme beni nefsimin diline bırakma beni

Öyle mümin eyle ki beni pişmanlıklarım beni sana döndürsün

Ya Melik!

Kimsenin kimseye fayda vermediği gün hüküm senin

Gökler yarılırken sahibim sensin

Yıldızlar dağılırken sahibim sensin

Varlığım bana ait değil varım yoğum senin

Elimde olanlar benim değil sahiplendiklerim de senin

Yokluğa düşürme beni an senin

Darlık verme kalbime mekân senin

Ya Zahir!

Her şeyin yüzünde kudret ve rahmetiyle görünen sensin

Her şey kendini gösterdiğinden çok seni gösterir

Sen zahir olmasan ışık kör kalır

Seni görür gibi yasamakla güzelleştir halimi

Senden başkası şahit olmaya değmiyor

Zuhuruna şahit olanlardan eyle beni

Seni anlatan kelimeler hiç bitmiyor

Ayetlerine şahit yaz beni

Gözlerim seni görmeye yetmiyor

Kalbimde görünür eyle kendini

Ya Ahir!

Sensin sonraların sonrası nihayetin yok senin

Her şeyin sonu senin yanında

Her isin sonucu senin lütfunla

Seninle sona erer hasretlerim

Sende son bulur beklemelerim

Seninle güzelleşir sonum sende gerçek olur umutlarım

Seninle sonsuzlaşır an senin müjdenle genişler zaman

Seninle gelir yarınlar seninle var olur sonralar

Senin lütfunla varlık, evine konuk oldum

Bugün var yârin yokum

Sonumu sonsuzluk eyle akıbetimi hayreyle kabrimi gülizar eyle

Ecel geldiğinde müjdeni söyle

Ya Mukaddim!

Sen her şeyi varlığından önce taktir edersin

Sen her işin başını ortasını ve sonunu bilirsin

Ben sevdiklerimi sen var ettikten sonra sevdim

Sen ise sevdiklerini benden önce sevdin ve sevdiğin için var ettin

Ben kendimi sen var ettikten sonra bildim

Sen ise beni var olmamdan önce bilirdin

Uğradığım her yerde zaten sen vardın

Tanıdığım her yeni alemi başından beri tanırdın

Kalbimin ilk atışından önce bana yar idin

Ben kendimi sevmeye geç kaldım

Mugaddim sensin dilediğini dilediğine üstün kılarsın

Sensin mugaddim dilediğini öne alır dilediğini sona bırakırsın

Önce yaptıklarımı sonra yapacaklarımı bağışla

Başka ilah yok ancak sensin Allah(cc)  Senai Demirci- Esma-ül Hüsna

Tarifi tarifsizdi içinde kopan fırtınanın. Yüreğinin sıkıntılarını, sevinçlerini, bildiği bilmediği her şeyi ondan iyi bilenle dertleşirken kalbi, secde üzerinde titriyordu bedeni. Kapıyı sertçe kapayan ve gördüğü görüntüyle kısa bir an afallayan, bir an kalbi hızlanan ve korkunun nefesini ensesinde hisseden adam, sonra silkelendi bu ruh halinden özüne dönerek ona seslendi. Cevap alamayınca hırslandı, uzandı, başındaki eşarbıyla birlikte tutam tutam yolduğu saçlarından yakaladığı gibi kendine çekip çenesini avucuna sıkıştırdı.

"Seni bu mu kurtaracak kancık, yeni akım bu mu? Sürtük," dediği gibi elinin tersini yanağına savurduğu genç kadını yatağa kötekledi. Ne çığlıkları ne mücadelesi ne de sesi kimseye yetişmedi, ne vicdanları ne insanlığı ne de düşünceleri içler acısı hali değiştirdi.

Gömleğinin üzerine pantolonunu çeken adam kemerini düzelterek yatakta kanlar içinde yatan, eli yüzü morluk içinde, kıyafeti parçalanmış, saçları yolunmuş kadına tiksintiyle bakarak üzerine tükürdü. "Bir daha bana nasıl davranman gerektiğini bilirsin," diyerek kapıya yöneldi. Kapıda bekleyen adamlarına sırıtarak, "Hediyemdir," dedi ve adamın çıktığı kapıyı başka bir adam kapadı. O kapı açıldığı an başka bir el tarafından kapanmaya devam etti, tıpkı başkalarına gösteriş olsun diye açılan merhamet kapılarının kapandığı gibi, o gün huzurun yüzü ona kapandı. O kapı hiç durmadan hareket etti, ta ki genç kadın ölümle yaşam arasındaki o ince çizgiye dokunana kadar. 

4 yorum:

  1. Ne büyük acı ne büyük imtihan 😢😢😢

    YanıtlaSil
  2. Bazen bı hata tüm hayatımızı mahvediyor

    YanıtlaSil
  3. Uzun zamandır beklediğimiz hikayendi. Başlamana çook sevindim umarım senin gözünde hak ettiği değeri verebiliriz ve devamı, tamamını okuyabiliriz.
    İlk bölümü okudum bu yavrumuz bu adamların eline nasıl düşmüş ne sebeple orada . Hepsini öğreneceğiz eminim. Araya kattığın dualar çok güzel . Esma ül Hüsna duasına da bayıldım. Arada açar okurum bile kendim için. Arayı uzatmadan hemen ikinci bölüm e geçiyorum

    YanıtlaSil
  4. Bu kadınların çektiği rabbim yardımcıları olsun

    YanıtlaSil