Çok gülen biri değildim ama gülmeyi severdim. Çok
gezen biri değildim ama gittiğim yerden keyif alırdım. Çok yiyen biri değildim
ama sevdiğim şeyler söz konusu olunca porsiyonun bir önemi kalmazdı. Çok
eleştiren biri değildim ama eleştirildiğim zaman kulak tıkamazdım. Çok izleyen
biriydim ama müdahale etmezdim. Çok seven biriydim, evet bu konuda sınırsız bir
içtenlik içindeydim, doğayı, hayvanı insanın yaptığı mucizeleri, Allah’ın
yarattığı kusursuzluğu çok severdim ama insanları severken iki kere düşünürdüm. Sanırım
bu yüzden çok konuşan biri değildim ama konuşanları dinlemeyi sevdiğim için sanırım bu
mesleği seçmiştim.
Ben kim miyim? Ecrin Çakıl, mesleğini sevmediği için
ikinci defa üniversite okumaya karar vermiş eski Mühendis yeni Psikologdum.
Uzmanlığımı alalı henüz bir hafta olmuştu. İnsanların beni not defteri, çöp kutusu
ya da çeşmeden akan su yerine koymasına eğitime başladığım süreçlerde alışmıştım.
Sanki ben herkesi dinmeye mecburmuşum gibi selam verdiğim herkes titlem
yüzünden hikayesini anlatmaya başlar, sormadığım halde içselleştirir sonra da
destek beklentisine girerdi. Bu durum zamanla beni mesafeli ve sınırları sert
bir insan haline gelirdi.
“Ona dokunmadım ama biliyorum dokunmam için çok
hevesliydi.”
Daldığım alemden başımı kaldırıp karşısındaki
danışanıma baktım. Benden onay bekliyordu ama ben nerede tam olarak kopuş yaşadığımı
bilmiyordum.
“Dinliyor musunuz Doktor Hanım?”
“Doktor değilim, terapistim,” dedim mekanik olarak ve
ne yaptığımı fark edince omuzlarımı dikleştirip danışanımın yüzündeki
şaşkınlığı silmek için seansa odaklandım.
“Sana nasıl bakıyordu?” dedim konuyu tekrar
hatırlatması için yemleyerek, sorum onu hem heyecanlandırmış hem de
korkutmuştu. Bana güvenip güvenmeme konusunda hala net değildi. “Gözlerini
kırpmadan bakıyordu, bir an gözlerini kırpmadan,” dedi o ana geri dönerken, o
konuşurken notlarıma baktım. O anlatmaya devam ederken, yeni notlar almaya
başladım. İlk notum, Obsesyon Latince’de “obsidere” bunaltmak sözcüğünden gelen
psikiyatrik bir rahatsızlıktı. Üvey kızını bilinci şekilde sıkıştırmaya, taciz
etmeye ve sonucunda intihar etmeye kadar sürüklediğini kabul etmeyen Ali Rıza Çiçek,
kendi benliğinde oluşturduğu dünyaya da kendini kendini haklı çıkarmaya
girişmişti.
“Odasının kapısını aralık bırakıyor, ben evdeyken duşa
giriyor, salonda oturduğum zaman gelip televizyon izliyordu. Bunların hepsi
bana bir mesajdı.”
Tedirgin etmek,
sıkıştırmak, rahat vermemek, yanlış olduğunu bildiği halde kafasından atamadığı,
mantık ve muhakeme ile uzaklaştıramadığı, arzu edilmediği halde saplantı
halindeki fikirlerini inatla savunmaya devam ediyordu.
“Peki olay günü olanları hatırlamadığınıza emin
misiniz? Sizin ona saldırdığınızı belirtmiş ifadesinde.”
Bu kez rol yapmıyordu, gözlerini bir noktaya dikerek
düşündü, göz bebekleri normaldi ve bedensel tepkimesi yoktu. “Hatırlamıyorum,
inanın hatırlamıyorum.”
“İsterseniz sizi hipnoza alabilirim.”
Hipnoz ile değişim ve iyileştirme istiyorsam, yaş
geriletmesi yani regresyon vazgeçilmezim oluyordu. Güçlü bir teknik olduğunda
genelde bu tür durumlarda bana yardımcı oluyordu.
“Peki kafamın içindeki her şeyi görecek misiniz?”
Korkuyla irkilmesi, rengindeki değişim ve belli
etmemeye çalışa da dudaklarında beliren silik kıpırdanma tedirginliğini ele
veriyordu. “Sizin izin vermediğin hiçbir alana giremem.”
“Kafamın içini görebilir misiniz diye sordum.”
“İzin verdiğiniz ölçüde evet,”
“Peki sınırlarımı çizebilir miyim bu süreçte,”
“Kontrol sizde olacak,” Omuzlarını düşürmesini,
düşünceli rahatlamayla korktuğu gerçekle yüzleşmesini anlık geçirdiğini düşüyordu.
“Yapalım,”
Yerimden kalktım, gülümseyerek yanına gittim ve
uzanmasını söyledim, tedirgindi ama şu anda güvenmek istiyor gibi duruyordu.
Onu hipnoza alırken bedenini yavaş yavaş salınmasını izlemek her zamanki gibi belimi
ağrıtmıştı çünkü dik durmak bazen yoruyordu. Kayıt cihazımın düğmesine bastım, kameranın
ekranındaki sayaç ileri doğru saymaya başladı.
Regresyonu
seyretmek, yaşamak, oluşturmak her zaman keyif ve şaşkınlık verebilirdi,
genelde danışanlarım uyguladığında insan zihninin gücüne ve yaratıcılığına şaşırır,
sözcüklerini nasıl anlatacağını bilemezdi.
Gerçek bir regresyonda danışan, olayı aynen o an
yaşıyormuş gibi deneyimlemesi genelde anlattıklarına tarafsız bakış açımızı genişletiyordu.
Revivifikasyon (RVF) istediğim gibi ilerliyor, derinlere sakladığı her şeyi
kayıt cihazıma döküyordu. Yeniden o an zihninde canlanıyordu. Bu, basit bir
hatırlamadan farklı bir olaydı.
“Eve saat her zamanki gibi beşi geçerken geldi. Okul
tuvaletlerini kullanmayı sevmezdi, çantasını kapının girişine fırlatıp koşarak
lavaboya gitti. Yerdeki montunu ve çantasını aldım portmantoya koydum. Lavabodan
rahatlamış olarak çıkarken beni görünce birden irkildi. Onu hiç taciz
etmemiştim ya da rahatsız eden bir cümle kullanmamıştım ama içgüdüsel olarak
uzak durmak isterdi. Tedirgin halde, “Annem yok mu?” diye sordu, arkamdan
salona bakıyor gelmesini umarcasına yutkunuyordu.
Rahatlatmak için gülümsedim, arkamı dönerken “Aç mısın
yemek var, annende birazdan gelir,” diyerek mutfağa yöneldim. Sesli soluk
vermesini duyumsadım, “Annemi beklerim,” dedikten sonra odasına giden ayak
seslerini duydum. Kapının girişinde biraz bekledim, sonra ani bir kararla
odasına gittim. Kapısı uzun zamandır bozuktu, kapamıştı ama tekrar açıldığı
için aralık kalmıştı. Üzerini çıkarıyordu. İçeri girdiğimde birden durdu, nasıl
başarıyorsa bana tepki veriyor hissediyordu. Hızla arkasını döndü, okul gömleğiyle
göğsünü kapamaya çalışarak, “Bi… bir sorun mu var?” diye sordu. Gülümseyerek
kapıyı kapadım, gözleri irileşerek kapıya kaydı. Anahtarını çevirip anahtarı
alınca omuzları hızla kalmaya sesli solamaya başladı. İlk çığlığına yetişemedim
ama ikincisi ellerimde son buldu.”
Danışanın tüm süreci bitirip uyandırdığımda şaşkındı ve gergin
ifadesi yüzünden okunuyordu, artık suçunu biliyordu. Pişmanlık gözlerinde bir
an parladı, midem tiksintiyle doldu ve yüzüne hayali yumruk savurduğumu, yere
yıkıldığı zaman tekmelediğimi anlık hayal ederek yerimden kalktım. Hipnoz,
geçmişi hatırlama gücünü güçlendirirdi. Bu şekilde geçmişi çok kolay ve
ayrıntılarıyla hatırlamaya (HA) hiperamnezi olurdu. Bu da çoğu zaman yararlı
olabilirdi ama gerçek regresyon bu değildir. Hiperamnezi ve Revivifikasyon
farklı iki durumdur. Yerimden sakince kalktım, bu senasın bittiğini
gösteriyordu. Ceketini giyerken, “Haftaya geleyim mi?” diye sordu.
“Gelin mutlaka,” dedim, süreci iyileştirene ve güvenini
kazanan kadar seansa devam etmeliydim. Birlikte dışarı çıktığımızda Nazlı
telefonuyla oynuyordu.
“Perşembe saat 10.00 boştu değil mi?” diye sordum.
“Boş Ecrin Hanım,”
“Tamam artık dolu.”
Elini uzatan danışanımla tereddütsüz tokalaşırken her
zamanki nezaketimle, “Kendinize iyi bakın,” dedim ve arkamı döndüm. Ben de insandım
ve sinirlerimi toparlamak için kendimle baş başa kalmalıydım.
GİRİŞ BÖLÜMÜ YAZDIM KEYİFLE OKUYUN. DİĞER UYGULAMAYI HENÜZ ÇÖZEMEDİM, ÇÖZÜNCE TEKRAR GÜNDEME GETİRECEĞİM.GÖZÜM AĞRIYOR SİZDEN YORUM BEKLİYORUM KEYİFLE OKUYUN.

Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilÇok güzel eğitici hayatın gerceği bir kitap bizi bekliyor haydi hayırlısı
YanıtlaSilBu hikayeden yine çok şeyler öğreneceğiz😍😍
YanıtlaSilHayırlı olsun yine bizi çok güzel bir kitap bekliyor yalnız o adamı boğmak istedim
YanıtlaSilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilHayırlı uğurlu olsun inşallah güzel bir giriş oldu🥰
YanıtlaSilHayırlı uğurlu olsun qguzel bir giriş geldi ..bizi bakalım nelere bekliyor hep birlikte izleyelim okuyalım
YanıtlaSilBu kitabı çok merak ettim şimdi. Ecrin gerçekten çok profesyonel davranmış ben olsam sanırım o adamı parcalardim
YanıtlaSilHayırlı olsun şimdiden.Bu mesleği yapan insanlar aldıkları her yükü nasıl taşıyorlar bu çok yorucu okurken birkez daha anladım zor bir meslek işinin hakkını vererek yapan lara helal olsun 🤗
YanıtlaSilEcrin okumayı hep istemiştim tıpkı sevdiğin bir çocuğun büyümesini izlemek gibi onun hayatını okumayı dört gözle bekliyorum ellerine sağlık yazarım🥰
YanıtlaSilbu hiakyeyi çok merak ediyordum.emeğine sağlık
YanıtlaSilemeğine ve yüreğine sağlık yazarcığım yine dolu dolu bir kitap daha ....
YanıtlaSil